Kripto hazinelerinin krizi, World Liberty Financial (WLFI) ekosistemiyle bağlantılı ve Nasdaq’ta listeli bir fintech şirketi olan AI Financial Corporation’ın yayımladığı son bilanço sonrası yeniden gündeme geldi.
Şirket açıkça kabul etti ki önümüzdeki on iki ay boyunca faaliyetlerini sürdürme kapasitesi konusunda “önemli şüpheler” var; zira çeyrekte 271 milyon dolar net zarar açıkladı.
Bilançodaki büyük zararın arkasında, esas olarak şirketin elinde tuttuğu WLFI tokenlerinin değerindeki çöküş bulunuyor.
Bu durum, özellikle satın alınan varlıkların piyasada serbestçe satılamadığı koşullarda, büyük ve likit olmayan kripto rezervlerine dayalı kurumsal stratejilerin riskleri üzerine tartışmayı yeniden alevlendiriyor.
Summary
WLFI tokenlerindeki kayıplar şirketin hesaplarını altüst ediyor
Bugün piyasada AIFC sembolüyle işlem gören, ancak daha önce ALT5 Sigma Corporation olarak bilinen şirket, WLFI hazine programını Ağustos 2025’te başlatmıştı.
Bu hamle, kripto sektörüne maruz kalmak ve World Liberty Financial ekosisteminin büyümesinden faydalanmak için stratejik bir tercih olarak sunulmuştu.
Yayımlanan finansal verilere göre AI Financial, bilançoda yaklaşık 7,3 milyar WLFI tokenine sahipti. Sorun şu ki, token fiyatındaki sert düşüş şirketin çeyreklik sonuçları üzerinde yıkıcı bir etki yarattı.
Şirket tokenleri ortalama 0,20 dolara yakın bir fiyattan satın almıştı. Ancak 2026 Mart ayı sonunda WLFI’nin piyasa değeri yaklaşık 0,097 dolara geriledi ve bu da yaklaşık 348 milyon dolarlık gerçekleşmemiş bir değer düşüklüğüne yol açtı.
Bu arada token fiyatı zayıflamaya devam ederek, CoinGecko verilerine göre 0,06 dolara kadar geriledi.
Bu da potansiyel kayıpların, çeyrekte zaten rapor edilenlerden daha da yüksek olabileceği anlamına geliyor.
En hassas noktalardan biri ise tokenlere bağlı sözleşmesel kısıtlamalarla ilgili. AI Financial, kilitlenme (lock-up) hükümlerinin şirketin pozisyonlarını hızla tasfiye etmesini engellediğini açıkladı.
Pratikte, şirket değerini desteklemesi gereken ana varlık, serbestçe nakde çevrilemiyor.
Finansal belgede şirket, bu tokenleri mevcut değerlerinden nakde çevirebileceğine dair hiçbir garanti olmadığını, hatta gelecekte satmayı başaramama ihtimalinin bile bulunduğunu kabul etti.
Çeyrek sonunda şirketin toplam varlıkları yaklaşık 960 milyon dolar seviyesindeydi. Bu rakam, 2025 sonundaki 1,2 milyar doların üzerindeki seviyeye kıyasla belirgin bir düşüş anlamına geliyor.
Net işletme sermayesi de ciddi baskı altında; zira kısa vadeli yükümlülükler, mevcut dönen varlıkların üzerine çıkmış durumda.
Likidite, WLFI ile yapılan ve yıllık %4,5 faizli bir kredi anlaşması kapsamında Ocak ayında kullanılan 15 milyon dolarlık çekim sonrasında 10,5 milyon dolara yükseldi. Ancak birçok gözlemciye göre bu rakamlar piyasayı rahatlatmak için yeterli değil.
AI Financial vakası, kurumsal kripto hazinelerine dair şüpheleri yeniden gündeme taşıyor
Kripto yatırımlarıyla bağlantılı çöküşe rağmen, şirketin operasyonel fintech faaliyetleri gelir üretmeye devam etti.
Çeyrek boyunca fintech segmenti yaklaşık 4,7 milyon dolar ciro yarattı. Bu, önceki döneme kıyasla biraz daha düşük bir seviye; buna karşın brüt kâr geçen yıla göre iyileşti.
Tabloyu daha da kötüleştiren unsur ise faaliyet giderleri oldu. İdari ve profesyonel giderler önemli ölçüde artarak, faaliyet zararının daha da büyümesine katkıda bulundu.
Hisse başına zarar da adeta patladı; geçen yılın aynı çeyreğinde 0,15 dolar iken, hisse başına 2 doların üzerine çıktı.
Dolaşımdaki ortalama hisse sayısı da 2025 sermaye artırımıyla bağlantılı ihraçlar sonrasında dramatik biçimde yükseldi. Bu tür bir dinamik, çoğu zaman mevcut hissedarların pay değerinin seyrelmesine yol açıyor.
Her halükarda, AI Financial vakası, birçok şirketin kripto paraları bilanço üzerinde stratejik varlıklara dönüştürmeye çalıştığı bir dönemde ortaya çıkıyor.
Son aylarda piyasa, özellikle Bitcoin, Ethereum ve yeni çıkan tokenler üzerinde yoğunlaşan sözde “kripto hazine şirketleri”nin yaygınlaştığına tanık oldu.
Bununla birlikte, WLFI ile bağlantılı gelişmeler bu modelin en kırılgan yönünü de ortaya koyuyor.
Şirket değeri, yüksek oynaklığa ve düşük likiditeye sahip varlıklara fazlasıyla bağlı olduğunda, uzun süreli bir düşüş bile şirketin finansal sürdürülebilirliğini hızla baskı altına almaya yetiyor.
Ayrıca, katı kilitlenme (lock-up) koşullarının varlığı, kripto yatırımlarını son derece riskli araçlara dönüştürebiliyor.
Kağıt üzerinde varlıklar yüksek görünebilir; ancak tokenleri satamama durumu, olası likidite krizlerine karşı tepki verme kapasitesini ciddi biçimde kısıtlıyor.
Kripto sektörü açısından bu durum yeni bir uyarı sinyali niteliği taşıyor.
Son yıllardaki spekülatif aşırılıkların ardından piyasa, temel bir soruyla yüzleşmeye devam ediyor: Gerçek anlamda istikrarlı nakit akışları yaratma kapasitesi olmadan, token değerlemeleri ne ölçüde tüm iş modellerini ayakta tutabilir?

